Hastayı Anlamak… Hastayla Yaşamak…
Bu basın bülteni Eki 16th, 2007 tarihinde Sağlık kategorisine eklendi.Çevremize baktığımızda hemen hemen herkesin bir yakını, arkadaşı ya da aile fertlerinden biri, uzun süre tedavi gerektiren bir hastalığa yakalanmış olduğunu görüyoruz. Kalp hastalıkları, MS, şeker, ülser ve kanser gibi hastalıklar da bu hastalıkların liste başını oluşturmakta.
Günümüzün artan rekabet ortamı, uzun çalışma saatleri, sorumluluklar, koşuşturmalar, stres gibi nedenler de ağırlıklı psikolojik nedenlere dayalı bu hastalıkların yüzdesini git gide çoğaltmakta…
Bir gün bir bakıyoruz hiç aklımıza gelmeyen bir tanıdığımız da hastalanmış. O kişiye bunu konduramama, endişe, korku, öfke gibi duygular, gelecek korkusu ile birleşmekte ve en az hastalığa yakalanan kişi kadar çevresindekileri de etkilemekte.
Çeşitli kontroller, testler, ameliyatlardan sonra kişiyi genelde bir tedavi süreci beklemekte. En başta hastanın sonra da çevresinin bu süreç içine girmesi anlık bir gerçeklik olmaktadır. İlk önce ‘neden ben?’ sorusu ile içsel konuşmalar yaşanıyor. Sonrasında öfke ve kızgınlık duyguları kişiyi sarmakta. Bu duygu değişim zinciri devam ederken hoşgörü ile yaklaşım önem taşımakta. Öfke hissinden sonra hasta ve hasta yakınlarını bir ‘depresyon’ süreci bekleyebiliyor. Kader, suçluluk duygusu, kişiden kişiye, olaydan olaya yansımaktadır. Burada, pozitif düşünce gücü, hayata bağlılık, yaşanılan depresyon evresinin bitmesinde anahtar görevi görmekte.
Kabullenme dönemine girildiğinde artık hastalığı yaşayan kişi psikolojik değişim evrelerini tamamlamış olmakta. Hasta ve hasta yakını psikolojisi çok değişim ve çeşitlilik gösterdiği için yapılacak önemli şeylerden biri psikolojik destek almak olmakta. Sadece hasta değil; hastanın yakın çevresinin de bu destekten yararlanması ‘bütünlük’ sağlamak açısından önemlidir. Böylelikle yaşanılan süreç, huzurlu ve rahattır. Hasta ve etrafındaki kişiler rutin hayatlarına daha rahat devam edeceklerdir.
