MotoGurmeler 17-18 Mayıs ’08 – Konaklamalı Eskişehir Turu

17-18 Mayıs ’08 – Konaklamalı Eskişehir Turu

Herkesin çok memnun ayrıldığı muhteşem Eskişehir gezimizi anlatmadan önce bu gezi için nasıl haftalarca sabırsızca beklediğimizi söylemek istiyorum; hele de o yağmurlu geçen hafta sonları inanılmaz zor geçti.

Neyse efendim, saat 7′yi çeyrek geçe usta sürücü, yüce insan Ateş Abi’mle buluştuk ve Avrupa yakası buluşma noktasına gittik, oraya gelecek arkadaşları alıp, Saffet Abi’mi de eşiyle birlikte Kavacık’dan ardımıza katıp Anadolu yakası buluşma noktasında gözleri yollarda kalmış arkadaşlarımızla buluşup saat 9′da son ekip olan Eskihisar vapur iskelesinde bekleyen, aralarında grubumuza ilk defa dahil olan Bülent ve Cengiz’in de olduğu arkadaşlarımızı da aldık ve 9 buçuk vapuruna yetiştik. Vapur ücretini ödemek için inerken “Dakar çarpması”na uğradım. Ayak bileğimi gayet sert bir şekilde motora vurdum. O sırada pek önemsemedim ama acısı günün ilerleyen saatlerinde ziyadesiyle çıktı.

Neyse, uzun bir kuyruk oluşturmuş arabaların yanından geçerek en önde kendimize yer bulmak çok keyifliydi, eminim sıcakta arabaları içinde bekleşenler bize sevgilerini sunmuştur. Vapurda 12 motor ve 17 kişi olan güzel bir ekiptik. Temiz hava eşliğinde bir vapur klasiği olan çaylarımızı ve sigaralarımızı (ikisini de sevmem) içtik. Topçularda vapurdan inip bence gezinin en güzel bölümü olan (eminim Sinan da hemfikirdir) Karamürsel – Boyalıca yoluna geçtik.

Her yolu, her yoldaki her güzelliği bilen Burak Başkan yol üzerinde bizi Karapınar Mevkii denen bir tepeye çıkarttı ve hayranlıkla manzarayı izledik. Zaten her molada, her yolda çektiğimiz toplamda 1104 adet olan resimlerimize bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.

Enfes manzaralar eşliğinde virajlı orman yolları müthiş keyifliydi. Gelincik tarlaları, meyve bahçeleri, çimen kokuları güzelliğe güzellik kattı. O yolda Sinan arkadaşımızın motoru kaydı, düşerken bir de şık takla attı ama neyse ki korumaları tamdı, sağ salim atlattı, gayet sakin motoru kaldırıp temizledik ve yola devam etmek üzereyken arabaların “arkadaşınız düştü” uyarısıyla meraklanıp geri dönen Aydın ve Doktor da geri döndü, sorun olmadığını anlayıp aynı virajdan dönerken motorları devirdiler. Tabir yerindeyse güzelim yolda döke saça ilerledik.

Mola zamanı gelmişti, Boyalıca’da biraz nefeslenmek için durduk. Salçalı karışık tostlar yendi, çaylar içildi ve tabii resimler çekildi. Yerel bir gazete olan Tuna gazetesine röportaj verdik ve yine resim çekildik.

Boyalıca’dan ayrıldıktan sonra grup biraz bölündü, Ateş Abim arkadan gelerek toplayıcılık yaptığı için ve Bülent de bize katıldığı için grubu kaybettik ve Bozüyük’da bir benzin istasyonuna girip meyveli sodalarımızı içtik, grup da İnegöl’de köfte yemiş, o kısmı anlatamayacağım. Resim de çekmişlerdir muhtemelen.

O kısmı Burak Başkan’ın kaleminden alıyoruz;
İnegöl’e girdikten sonra diğer arkadaşlarımızı uzun bir süre bekledik, tabi bilemiyorduk yanlış yola girdiklerini ve Bilecik üzerinden Bozüyük’e gittiklerini. Baktık gelmiyorlar, biz de gidip köftelerimize oturalım, nasılsa gelirler dedik İnegöl’den geçerken her zaman uğradığımız lokantamıza oturduktan sonra, sıra köftelerimizi söylemeye geldi. Tabiki, 1 porsiyon kimseye yetmeyecekti ama biz yine de 1 ile siparişe başlayıp fakat ilave köftelerin de siparişini verdik bile. Önce o harika piyaz’lar geldi. Yumurtalı! Böyle bir piyaz gerçekten İstanbul’da yok! Kullanılan malzemelerin bileşkesinden olsa gerek, tadına doyum olmuyor. 3 tabak rahatlıkla yenilebilir. Piyazları yerken cola-zero’lar ve sürahi ile sızma ayranlar geldi. Tabi en sonunda da uzun zamandır beklediğimiz, o lokum gibi inegöl köfteler. Bu köfteyi yerinde yemek gerçekten çok önemli. İlk köfteyi ağzınıza attığınızda bunu hemen anlıyorsunuz zaten.

Herkes 1 porsiyonları götürdükten sonra, ilaveler gelmeye başladı. İlavelerle sanırım herkes 2 – 2.5 porsiyon yemiş oldu. Bu harika yemekten sonra sıra da elbette çay’a gelmişti. Demlikten çaylar gelmeye başladı, içen içene. Su içer gibi çaylar götürüldü ve biraz dinlendikten sonra gitmemiz gerektiğini anlayıp, köftelerin tadı damağımızda olarak, motorlarımıza bindik ve Bozüyük yoluna koyulduk.

İnegöl – Bozüyük yolu gerçekten çok rahat ve güzel bir yol. 170km/s hızları gördük ve diğer grupla Bozüyük girişinde buluştuk.
O kısmı Burak Başkan’ın kaleminden alıyoruz;
Bizim olduğumuz benzincide grupla tekrar buluşup Eskişehir’e hep birlikte giriş yaptık. Şehrin girişinde bizi Esriders’dan Hamza kardeşimiz ve arkadaşı Ömer karşıladı, doğruca birer kahve içmek için Espark alışveriş merkezinin yanındaki Kahve Dünyasına gittik. Kahvelerimizi içtik, bazı sosyete arkadaşlar fondü yedi. Kahve Dünyasında Burak Başkan alıştığı şekilde Papyon adlı yerel bir sosyete dergisine röportaj verdi ve resimler çekildi. Ayağımızın tozuyla şehri gezmek istedik ve Hamza’nın rehberliğinde Odunpazarı Evleri’ni gördük, tüm şehre yukarıdan bakan bir tepeye çıktık ve resimler çektik. Dergide çalışan bayanları da grubumuzun en usta sürücülerinden Amca ve Cüneyt motorlarıyla getirdi.

Artık otele gitme zamanı gelmişti. Üzerlerimizi değiştirip hiç vakit kaybetmeden Esbot ile Porsuk çayı gezisine gittik. “Sonradan Gurme”liğimizi göstererek botu kapattık ve sadece bizim grupla enfes bir gezi yaptık. Kanıksadığımız şekilde birbirimizin resimlerini çekmekten sağa sola bakmayı akıl edemedik ama zaten önemli olan birlikte olmaktı, Esbot gezisine katılamayan arkadaşlara sevgiler.

Kendini hazır hisseden arkadaşlar Porsuk gezisi bitince akşam için rezervasyon yaptırmış olduğumuz Eskişehir’in ünlü mekânı 222′ye geçtiler, süslenmesi gereken arkadaşlar otele gitti(k). Hazırlanıp fasılımızın ve yemeklerimizin bizi beklediği 222′ye geçtik.

Açlıktan ölmek üzere olduğumuzdan elbette bir kaç fotoğraf çekip hemen mezelere giriştik. İçkiler söylendi, herkesin keyfi yerindeydi. Yine yerel bir gazeteden biri gelip resimlerimizi çekti. Yani aslında Eskişehir’de olay olduk.

Müzik biraz ağır başladı, fasıl heyeti sanırım bizi genel kilo ortalamasından içi geçmiş bir grup olarak değerlendirdi ama yoğun ısrarlarımız üzerine tempoyu hızlandırdılar. Hülya mezeleri yerken masadaydı, daha sonra onu pist dışında başka yerde göremedik. Sağ olsun kankim hiç oturmadı. Lale Abla ona pistte, Saffet Abim de masada oturduğu yerden eşlik etti. Bir kaç kadeh yuvarladıktan sonra şişmiş ayağıma rağmen ben, Sinan, Aydın ve Seda da ağırlıklı olarak kendimizi piste attık. Bakınız fotoğraflar. Saat gece 2′ye doğru yorgunluk ağır bastı ve grup birer ikişer dağıldı, fedakâr arkadaşlarım Sinan ve Bülent beni nöbetçi eczaneye götürüp ayağım için pomat ve sargı aldılar sonra odalarımıza çekildik. Kahvaltıda buluşmak üzere sözleştik.

Otelle ilgili birkaç notum var; odalar gayet temiz ve güzeldi. Ancak kat görevlileri hariç personelden hiç memnun kalmadık. Asık yüzlü ve de ilgisiz personelden düşük kalite bir servis gördük.

Sabah Ibis Otelin şanına yakışmayan zayıf bir kahvaltı yaptık. 3C arkadaşımız (Cüneyt-Celal (Nam-ı diğer Amca) ve Eskişehirde otelde bize katılan Cem) bizden önce yola döküldü, onları uğurladık ve yakındaki başka bir alışveriş merkezi olan Kanatlı’nın içindeki Kahve Dünyası’nda kahvelerimizi içtik.

Öğlen saat 12′yi 5 geçe otelin önünde hazır vaziyette toplandık ve bu sefer de tatillerini uzatmaya karar veren Gökçe ve Güray bizleri uğurladı, dönüş yoluna koyulduk.

Şehirden çıkmadan benzin alırken Dakar deneyimlisi kankim Hülya da “Dakar çarpması”na uğradı ve egzozdan elini yaktı, Hamza ona nöbetçi eczaneden bepanten yetiştirdi ama acısını dindiremedik, en iyi çare elini motorda giderken yana açması oldu. Yol üzerinde ilk molamızı Bozüyük’de benzin istasyonunda verdik. Sadece su içebildik ama tabii İnegöl’de telafi ettik. Herkes kolasını çayını içti, bazı obur arkadaşlar (ismi lazım değil) köfte de yedi. Çoğunluk kendini daha Eskişehir’e yola çıkarken karar verilmiş olan İskender Kebap’a saklıyordu. İnegöl’den aç bir şekilde çıktık ve Mudanya’da sabırsızlanmaya başladığımız İskender Kebaplarımızı yedik, üzerinize afiyet. Eritmek için Burak Başkan bizi restoranın hemen arkasındaki mini hayvanat bahçesine gezmeye götürdü. Saffet Abi deve kuşlarıyla kavga etti, Hülya koyun benzeri (muhteşem bir veteriner olmama rağmen ırklarını bilmediğim) köpeklerle pekişti, Aydın az kaldı eşekten çifte yiyecekti derken Burak Başkan çitlerden kendini geriye doğru yere bıraktı. Daha ne olduğunu anlamadan resimleri çekilmişti. Resimlerde sansür yok, hepsini koyduk, işinize gelirse. Toparlandık tekrar, benzin takviyesi gereken arkadaşlar vardı, her tür ihtiyaç Mudanya’da giderildi ve Yalova’ya geçtik.

Yalova’dan feribota binerken motorları başında fotoğraf çektiren bir grup gördük ve tabii ki sıcakkanlılığımızdan dolayı feribotta onlarla kaynaştık ve OMM ( one more mile) grubu olduklarını ve eğitimden geldiklerini öğrendik ve inanın fotoğraf çekmeyi ihmal etmedik. Yine çaylar içildi.

Feribot topçulara yaklaşırken herkes motorları başına geçti, vedalaşıldı, haftaya görüşmek üzere sözleşildi. Organizasyonda emeği geçenlere teşekkür edildi. Edilmediyse bilmiyorum yani… Sonuç olarak herkes eve güzel bir gezi anısıyla memnun olarak döndü. Ben Eskişehir’e bayılmadım ama bizim için varılan yer değil gidilen yol önemli olduğundan çok memnunum. Ayrıca da rekor bir fotoğraf albümü yaptık.

Saat 8′i biraz geçe eve vardım ve gerçek hayata döndüm. Rüya gibi geçen ve neredeyse bir hafta tatil yapmışım gibi eğlendiğim ve deşarj olduğum bu geziye katılan bütün arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Allah tekerinizi düz bastırsın.

MotoGurmeler Yönetim

Tags: , , , , ,